Seni kısaca tanıyabilir miyiz?

Ben bir GSÜ mezunuyum artık 🙂  İlkokul ve liseyi birinci bitirdikten sonra 2015’te Galatasaray Üniversitesi’ni kazandım. Siyaset Bilimi bölümünden Temmuz ayında mezun oldum. Bölüm birincisi ve fakülte ikincisi olarak bölümü bitirdim. 23 yaşındayım ve şu an Sabancı Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde tam burslu olarak yüksek lisansıma devam ediyorum. Aynı zamanda milli satranç sporcusuyum. 13 yıldır satranç oynuyorum. İlk defa 12 yaşında milli takım altyapısına girmeye hak kazandım. O zamandan beri maceram devam ediyor. Şu an Türkiye’nin en iyi kadın sporcularından biri ve paralimpik milli takım takımının en iyi oyuncusuyum. Üniversite adına iki kez Türkiye Üniversiteler Şampiyonu oldum ve bu sebeple iki kez Özhan Canaydın Spor Ödülü’ne layık görüldüm. 2018 yılında da Yılın Sporcusu Onur Ödülü’nü aldım.

Bir de SMA hastasıyım. SMA genetik bir kas hastalığı. Ben de bu hastalık dolayısıyla dört yaşlarımdan beri tekerlekli sandalye kullanıyorum. Bu açıdan özellikle engellilerin spora teşviki, eğitimdeki engelli bireylerin yeri; kız çocuklarının satranca teşvik edilmesi gibi konularda bazı sosyal sorumluluk projelerinde yer almaya çalışıyorum, bu konuda davetler doğrultusunda gittiğim yerlerde bazı konuşmalar yapıyorum.

Satranca olan sevgin nasıl başladı, bu ilgini nasıl keşfettin ve satranç hayata bakış açını nasıl değiştirdi?

Satrancı 10 yaşında öğrendim ben. Aslında geç diyebileceğimiz bir yaş bu spora başlamak için. Okuldaki bir hocamın derslerimdeki başarımı görüp beni yönlendirmesi vesile oldu diyebilirim. Satranç benim engel düzeyim dolayısıyla yapabileceğim yegâne sporlardan biriydi. Bu sebeple ailem özellikle çok destekledi. Ben de çok sevdim. Çok kısa zamanda okul takımına girip ilçe ve il çapında dereceler alınca 2 yıl sonra Türkiye Şampiyonasına gitmeye karar verdik. Ve ben o Türkiye Şampiyonasından sonra milli takım altyapısına davet edildim. Sonrasında dereceler arka arkaya geldi. Bu da tabi benim motivasyonumu artırdı. Ama çocukluğumdan beri hiç değişmeyen bir şey var; masanın başına oturduğumda yaşadığım o his. Kendimi o tahtanın başında bir ordunun komutanı gibi hissediyorum. Ve sanki o tahtanın başında istediğim her şeyi yapabilirmişim gibi.

Satranç aslında bana pek çok şey kattı; akademik olarak analitik ve soyut düşünme becerim gerçekten çok gelişti zamanla. Bunun dışında günümüz için çok önemli olan zamanın etkin yönetimi, planlı olmak gibi bazı yetiler de kattı. Bir de bir karakter kattı diyebilirim; artık kritik anlarda veya baskı altında daha doğru kararlar verebiliyorum. Daha kararlıyım ve hedeflerime ulaşırken önüme çıkan engelleri aşmada daha rasyonel ve azimli davranabiliyorum. Yani satrançtan önceki ben ve sonraki ben sanırım farklı insanlar. 🙂 Bir de tabi erken yaşta başladığım için bu işle büyüdüm diyebilirim.

Galatasaray Üniversitesi ve mezun olduğun bölüm akademik açıdan yeterince ağır 😊. Peki sen yoğun bir akademik tempo ile beraber oldukça disiplin gerektiren bir spor dalı olarak satrancı nasıl beraber yürüttün? Bir başka deyişle, iki başarı birbirini mi şekillendirdi?

İki alanda gelen başarılar aslında beni motive etti diyebiliriz. Söylediğiniz aslında çok doğru, yani akademideki alanım gerçekten ağır. Ama ben satranç kariyerimdeki en büyük başarıları üniversitede okurken elde ettim. İkisini birlikte götürmek kolay olmadı; bazen iki hafta turnuvaya gidip okuldan uzak kaldığım zamanlar oluyordu. Bu zamanlarda aslında arkadaşlarım çok yardımcı oldular. Ve gerçekten çalışıyordum; yani turnuvalardan dönüşte özellikle, dinlenmek yerine (çünkü zaman olmuyordu) hemen yeniden okula adapte olup kaçırdığım dersleri tamamlamaya çalışıyordum. Bunun dışında ödev/okuma vs. gibi konularda hep önceden planlı davranıyordum. Yani aslında planlı ve düzenli çalışmanın da etkisiyle iki alanda birden bir şeyler kazanmayı başardım. Bir de siyaset ve satranç birbirine yakın alanlar. İkisi de çok yüksek analiz becerisi gerektiriyor. Bu şekilde ben farkında olmadan yaptığım sporda edindiğim beceriler akademi alanına da katkı sundu diyebilirim.

Galatasaray Üniversitesi’nde aldığın eğitim ve Üniversite’de kazandığın kültür hayata bakış açını nasıl şekillendirdi?

Üniversite kesinlikle farklı bir şey. Yani diğer eğitim aşamalarından çok farklı ve kişiliğimizi en çok belirleyen etap diye düşünüyorum. Bana da kesinlikle çok şey kattı ve bazı şeyleri fark etmemi sağladı. Çok basit bir örnek, kitap okuma alışkanlığını üniversitede edindim ve daha önce bunun önemini kavrayamamış olmak beni üzdü. Tarih ile ilgilenmeyi çok seviyormuşum, bunu fark ettim. Aldığım eğitimle eleştirel düşünme becerimi geliştirdim. Aslında üniversite sürecinde kendimi tanıdım diyebilirim. Neleri yapmayı seviyorum, hangi alana ilgim var bunları keşfettim. Bir de çok değer verdiğim insanlar tanıdım, dost edindim. Benim için en önemli olan taraflarından biri, belki de en önemlisi edindiğim dostluklar ve birlikte zaman geçirme fırsatı bulduğum hocalarım.

Galatasaray Üniversitesi’nde öğrenci olduğun zamanlara dönüp baktığında en unutamadığın anın nedir?

Hazırlık bitip lisansa ilk başladığımız gün, Artun Hoca bize bir açılış dersi verdi. Ama daha çok hayat dersi gibiydi. Kendisini ilk kez orada tanıma fırsatı buldum. Orada bize görme engelli birinin başarılarından söz etti. Kendini nasıl yetiştirdiğinden, nasıl rol model olduğundan ve nasıl azimle çalıştığından… O günü hiç unutmuyorum, çünkü Artun Hoca daha önceki yıllarda böyle bir açılış konuşması yapıyor muydu bilmiyorum. Ama sanki bilerek veya bilmeyerek bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor gibiydi. Daha 19 yaşındaydım, lisansa yeni başlıyordum. O zamana kadar başardığım şeyler vardı ama daha yolun başındaydım. Ve gerçekten anlattıkları “Ben de yapabilirim” demem için vesile oldu.

Son olarak, başarıların ve azminle birçok insana ilham kaynağı oluyorsun. Peki, gelecek hedeflerin neler?  Son olarak, senin yolunu takip etmek isteyen genç kadınlara ve genç sporculara bir mesajın var mı?

Çocukluğumdan beri gönlümde yatan isteğim, bir kişinin bile olsa “Ben de yapabilirim” demesine, umuduna vesile olabilmek. Son zamanlarda bunun için daha fazla fırsat çıkıyor karşıma, bu da beni çok mutlu ediyor.

Şu an için mesleki açıdan kafam biraz karışık. 🙂 Lisansı birinci bitirdim ve yine akademik alanda çok başarılı bir okulda Yüksek Lisans yapıyorum. Açıkçası ilk hedefim yüksek lisansımı en iyi derece ile bitirip sonrasında yolumu çizmek. Şu an akademide devam etmek gibi bir fikrim var ama hayatta fazla uzun vadeli planlar yapmamayı öğrendim; çünkü hayat satranç gibi, yaptığımız planları hayata geçirirken karşımıza çıkanlar aslında oyunun kendisi, yani hayatımız oluyor. O yüzden kendimi şartlandırmadan karşıma çıkan fırsatları en iyi şekilde değerlendirmeye çalışıyorum. Bir de hayalim özellikle insan hakları konusunda uluslararası bir kurumda görev yapabilmek, özellikle çocuk hakları ve engelli hakları konusunda gerçekten katkı sunmak istiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Sabancı Vakfı’nın Göster Gücünü sloganı ile Dünya Kız Çocukları için çektiği bir reklam filminde rol aldım ve orada da verilmeye çalışılan benzer bir fikir, ilham vardı: Azimle çalışmak ve “Yapamazsın” diyenlere yapabileceğimizi göstermek. Benim vermek istediğim mesaj aslında bu. Hiçbir şey imkânsız değil, yapamazsın diyenlere rağmen. Ama gerçekten emek vermek gerekiyor. Mesela benim evim Galatasaray Üniversitesi’nden yaklaşık bir buçuk saat kadar uzaktaydı ve babamla birlikte her gün o kadar yolu toplu taşıma ile gidip gelmemiz gerekiyordu. Herkes “yapamazsınız, dayanamazsınız o kadar yorgunluğa” dedi; ama çok şükür ki bunun da üstesinden geldik. Hiçbir başarı kolay gelmiyor, çok çalışmak, pes etmemek gerekiyor. Bazen çok sabır gerektiriyor; ama sonrasında meyvesi de çok tatlı oluyor. O yüzden çalışmaya ve hedefler koymaya devam! Satranç konusunda ilk hedefim, 2021’de Rusya’da ilk defa satranç Paralimpik Olimpiyatları düzenlenmesi planlanıyor. Benim de hedefim orada madalya alabilmek. Bunun dışında ben de her sporcu gibi büyük usta olmak için çalışıyorum. En büyük isteğim özellikle küçük kız çocukları ve engelli çocuklar için satranç konusunda rol model bir sporcu olarak yoluma devam etmek.

%d blogcu bunu beğendi: